EMO’da Neler Oluyor-4

Yeniden merhabalar,

EMO 47. Olağan Genel Kurulu tamamlandı. Mart ayının son haftası yapılması planlanan genel kurul pandemi nedeniyle Ağustos ayına ertelenmişti. Gerek genel kurul gerekse de seçimlere dair söylenecek çok söz var. Hem genel kurulda yaşananları hem de görevini tamamlayan, EMO tarihinin en başarısız ve en beceriksiz yönetimlerinden birisi olan 46. Dönem Yönetim Kurulu’na dair düşündüklerimi bu dizinin ilerleyen bölümlerine saklıyorum. Dizinin 5. yazısını, bir önceki yazıda giriş yaptığım konuya ayıracağım.

Bu bölümde, bir önceki yazımda kısaca girdiğim, genişletmeye dair ipuçları verdiğim konulara değineceğim. Mühürsüz seçimle iş başına gelen EMO Ankara Şubesi Yönetim Kurulu’nda Başkanlık ve Yazmanlık görevlerini yürüten arkadaşlarla 24. Dönem içerisinde yaklaşık 1 yıl görev yaptık. Şubat 2019’da bu arkadaşlar, bir personel atamasıyla ilgili kararın oylamaya gitmesi, bu oylamada da 4-3 bizim lehimize sonucun çıkmasının ardından istifa ettiler. Üstelik önerdiğimiz adayla ilgili olarak ilk konuşmayı şimdi Şube Başkanı olan arkadaşla konuşmuştuk. Kendisi ‘tamam, anlaştık. O ismi sen önerme, kabul etmezler. Ben söyleyim, ortak adayımız olduğu anlaşılırsa kabul ederler’ demiş ve aradan 2 gün geçtikten sonra yan çizmeye başlamıştı. Bunun nedenini sorduğumda ise ‘beni çok fazla arayan oldu, UA abi aradı, onların da adayı varmış’ diye yanıt vermişti. Şubat 2019’daki tartışmalı YK toplantısından bir gün önce öğrendim ki, UA abisinin önerdiği adayla hafta sonu buluşup konuşmuşlar ve ‘mülakat’ yapmışlar. Önerdikleri bu aday kabul görmedi. Yönetim Kurulunun bu kararının görüşüldüğü toplantıya boş beyaz kağıtla gelen, yani istediği karar çıkmazsa istifa edeceği iması ile bizleri mafyatik bir yöntemle ‘korkutan’ ve her zaman şov yapmayı seven arkadaş istifasının ardından bizi çoğunlukçu olmakla, çoğunluğun kararını ‘dayatmakla’ suçlamıştı. Bu arkadaşla beraber istifa eden ÇDM grubundan bir diğer arkadaş, şu andaki EMO Ankara Şubesi Saymanı da benzer gerekçelerle istifalarını açıklamaya çalıştılar. Yaklaşık 1 ay boyunca bu arkadaşları istifalarından vazgeçirmeye çalıştık. Bu yüzden de istifalarını beklettik. Hatta aldığımız kararı geri çektik, bekledik. Fakat istifalarını geri çekmeyeceklerini anlayınca işleme koyduk. Ve yedekleri sırası ile çağırmaya başladık. Şu anda yönetimde Yazman görevinde bulunan ve dürüstlüğüne bu dönem başına kadar inandığım arkadaş da grup kararı gereğince istifa etti.

Kaderin bir cilvesi midir bilinmez, bu dönem, yani 25. Dönem Yönetim Kurulu 9 Haziran 2020 tarihindeki toplantısında mevcut Teknik Müdürün Şube Müdürü, mevcut Teknik Görevlinin de Teknik Müdür olması yönünde karar alıyor. Ve bilin bakalım bu karara kim muhalefet ediyor? 3 kişi. Bu 3 kişinin 2’si, Şubat 2019’da istedikleri atama yapılmadığı için yönetimden istifa edenler. Ve biz şu anda Ağustos’un son haftasındayız. Yani 9 Haziran’dan bu yana 2,5 aydan fazla bir zaman geçmişken, o zaman çok ‘ilkeli’ duran şovmen Şube Başkanı koltuğuna sıkı sıkıya sarılmış, bırakmamak için ‘cengaverce’ mücadele ediyor. İşte bu siyaset yapma biçimine bir önceki yazımda ‘sol liberal ilkesizlik’ demiştim. Ha siz bunun adına ‘sol görünümlü liberal pragmatizm’ dersiniz, o da kabulümdür.

Bir diğer çelişki de, Şubat 2019’da istifa edenler arasında yer alan, ÇDM grubundaki arkadaştır. Bu arkadaş istifa ettikten sonra grup sözcüsü ‘biz çoğunluğun azınlığa tahakküm ettiği yerde duramayız’ (cümleyi böyle kurmadı, zira bu cümleyi kurabilecek bir siyasal birikimin kendisinde olmadığını tüm örgüt bilir. Ben onun açıklamalarını toparlamaya çalıştım) diye açıklama yapmıştı. Oysa belli ki ÇDM’nin derdi, siyasal bilgiler tarihindeki demokrasi kavramına dair teorik bir tartışma yapmak değildi, kendi istedikleri elemanın atanmaması üzerine istifa etmeleriydi. Çünkü 9 Haziran’daki kararın ardından, olumlu yönde oy kullanan 4 kişinin içinde yer alan arkadaşın aklına nedense bu sefer Şubat 2019’da ifade ettikleri ‘çoğunluk-azınlık’ çelişkisi gelmemişti. İstediğini almıştı, zaten ÇDM’nin EMO’daki siyaseti ‘masaya ve kasaya yakın olmak’ değil miydi? ÇDM’nin ilkesiz siyasetine ayrı bir bölüm değil, ayrı bir yazı dizisi açma mecburiyeti var. Onu da ilerleyen bölümlerde detaylı bir şekilde aktaracağım.

İlle dostun bir tek gülü yaralar beni

Hikaye o’dur ki, Pir Sultan idam edileceği sehpaya yürürken Hızır Paşa emir verir: “Herkes Pir Sultan’ı taşlasın, taş atmayanın boynu uçurulacak, bilsin.” Uğruna mücadele ettiği halk, Pir Sultan’ı taşlamaya başlar. Taşlar Pir Sultan’a kadar gelmekte, ama ona değmeden yere düşmektedir. Pir’in musahibi (can yoldaşı) Ali Baba, taş atmasa da can korkusundan Pir’e bir gül atar. Gül, Pir’e değer ve yaralar. Al kanlar akar Pir’in bedeninden. Ve Pir Sultan’ın ağzından dökülen mısralarda şu yer alır: ‘İlle dostun bir tek gülü yaralar beni.’

EMO içerisindeki demokrasi cephesinin önemli bir bileşeni olan Toplumcu Mühendisler (TM) Şubat 2019’dan 9 Haziran 2020’ye gelen süreç içerisinde, yani yaklaşık 1,5 yılda nasıl oldu da bu kadar savrulabildi? Aslında bu sorunun yanıtı için Oda içerisindeki gelişmeleri yani filmi daha önceye sarmak lazım. Ama gelin biz bunun Türkiye siyasetindeki ‘Yetmez Ama Evet’ koalisyonunun ortaya çıkışı, 2010 referandumundaki siyaset yapma biçimi ile benzerliklerine bakalım.

AKP iktidarı için 12 Eylül 2010 referandumu önemli dönemeçlerden birisi idi. 12 Eylül’le hesaplaşma adı altında getirilen Anayasa değişikliği cemaatin yargı içerisindeki örgütlenmesine alan açan bir düzenlemeydi. O dönem demokrat çevreler bu düzenleme ile AKP’nin yargı içerisinde bir cunta kuracağını ifade etmişti. O zaman cemaat bugün artık FETÖ diye adlandırılan çetenin lideri Fettullah Gülen ‘ölülerinizi bile mezardan kaldırın, oy vermeye götürün’ demişti. Dediklerini de yaptılar. Avustralya’dan, ABD’den, Afrika’dan, dünyanın bir çok yerinden insanlar sadece oy kullanmak için Türkiye’ye geldiler ve bu değişiklik %58’le kabul edildi. İşte tam da o dönemde demokratların kafasını karıştıran bir hareket türedi: Yetmez Ama Evet koalisyonu. Solcu bildiğimiz, demokrat diye tanıdığımız çevre ve grupların da içerisinde yer aldığı bu koalisyon her gün televizyonlardan, gazetelerden bize 2010 referandumu sonucunda darbe ve darbecilerle hesaplaşılacağını, demokrasimizin gelişeceğini, ifade özgürlüklerimizin genişleyeceğini salık veriyordu. Bu değişikliklerin yetmediğini ama onay vermek için yeterli olduğuna dair ikna etmeye çalışıyorlardı toplumu. Daha sonradan büyük bir kısmı özeleştiri veren bu YAE’ci cenah Türkiye’deki demokrasi tarihinde çok önemli bir kırılmaya yol açtılar. Ama tabi olan tüm demokrat kesimlere oldu. AKP için kullanışlı bir aparat olan YAE koalisyonunun bizzat AKP tarafından finanse edildiğini, FETÖ’cü birçok ismin bu işin içerisinde yer aldığı deşifre oldu.

İşte EMO Ankara Şubesinde, daha sonra da geçtiğimiz hafta sonu gerçekleşen EMO Genel Kurulu’nda ortaya çıkan manzara Türkiye’nin 2010 referandumu sürecindeki kırılmalarının bir benzeridir. Çünkü (daha öncesi olmakla birlikte) Şubat 2019’da EMO Ankara Şubesinde başlayan toplu istifa sürecinin amacı öncelikle EMO Ankara Şubesi 24. Dönem Yönetim Kurulu’nu çalışamaz hale getirmekti. Toplam 5 istifa ile yönetimi köşeye sıkıştırıp ‘bunlar dönemi tamamlayamazlar, tamamlasalar bile bir iş beceremezler’ dedikleri yönetim kurulu bütçe fazlası verdi. Onlarca eğitim, webinar, söyleşilerle onları ters köşe yapacak bir performans gösterdi. Bunun üzerine yönetimin bu performasının demokratlar arasında ciddi bir karşılık bulduğunu gördüler, ön seçimden çıkamayacaklarını anlayınca meslekte birlik artıklarıyla ilişki kurmaya başladılar. Çünkü demokrat unsurlar dışındaki çevrelerden oy almadan iktidar olamayacaklarını biliyorlardı. Bu yüzden Danışma Kurullarına katılmaktan ve kurulan komisyona isim vermekten kaçtılar. Sonra da ‘ama bize haber vermeden Demokrat Mühendisler adıyla liste çıkarıyorsunuz’ diye söylenmeye başladılar. Oysa tüm bu süreci başından itibaren planlayan, yani 12 Eylül referandumu sürecindeki YAE koalisyonu benzeri bir yaklaşımla EMO Ankara Şubesindeki mühürsüz seçim sürecini ve ittifakları örgütleyen mevcut Şube Başkanı ve ÇDM sözcüsüdür. Öyleki EMO Ankara Şubesi Genel Kurulundan 2 gün önce Demokrat Mühendisler’in iki sözcüsü meslekte birlik artıklarıyla ittifak kurulmaması gerektiği, bu yarışın demokratlar arasında bir yarış olduğuna dair açıklama yapmak üzere beni ve şimdiki Şube Başkanını davet ettiler. Ben kabul ettim, yapacağım açıklamayı da hazırladım. Fakat bu arkadaş bırakın açıklama yapmayı, yapılan teklife yanıt bile vermedi. Dolayısıyla bir açıklama yapılamadı. Çünkü iktidar olabilmek için demokratlar dışındaki unsurların desteğine ihtiyaç duyduğunu biliyordu.

EMO Ankara Şubesi’nde meslekte birlik artıklarıyla kurulan bu ittifak bu yılın Mart ayında çatırdamaya başlamış, çatırdama Mayıs ayında su yüzüne çıkmış, EMO Genel Kurulu ile de şimdilik dağılmıştır. Çünkü Şubat 2020’deki seçimlerde Demokrat Mühendisleri tasfiye eden ittifak ortakları, Ağustos 2020’de birbirlerini tasfiye eder hale gelmiş ve şu anda EMO Ankara Şubesi yönetimi azınlık koalisyonu haline gelmiştir.

Her ne kadar bu süreci örenin en önemli bileşeni olarak mevcut Şube Başkanını işaret etsek de içinde yer aldığı TM’ler bu konuda kendisini destekleyerek var olan suçun ortağı haline gelmişlerdir. Dolayısıyla tek bir kişiyi suçlayarak bu meselenin politik boyutunu gözden kaçırırız. Şubat 2019’da ÇDM ve Direnç’le kurdukları ittifak ile EMO’da da başat olacağını zanneden bu yapı Ağustos’taki EMO Genel Kurulu’nda ÇDM ve Direnç’in kendilerini yarı yolda bırakması üzerine duyduğumuza göre ‘bize bu adamların böyle olduğunu neden söylemediniz’ diye yakınmaya başlamış. ÇDMve Direnç’in EMO’ya dair projesinde kullanışlı bir aparat olduklarını farkedebilmeleri için sanırım biraz daha zamana ihtiyaçları var. Çünkü ÇDM ve Direnç grubu biliyordu ki, solcu görünen birisini başkan adayı çıkaramadan EMO’da meşru zemin yaratamazlardı. Direnç’in EMO’da tartışmalı olması, ÇDM’nin de elinde başkanlık yapacak yeterlilikte kadro olmaması sebebiyle TM’lere ihtiyacı vardı. Şov yapmayı seven, yaptığı popülist çıkışlarla kendinden bahsettirmeyi seven bir isim bütün işlerini görecekti. Sonrasında yaptıkları ‘Beyanımızdır’ başlıklı 1,5 açıklamayı (2 açıklama yapıldı ama ikinci açıklamanın yarısı öncekinin aynısıydı) dikkate almak mümkün değildir. Çünkü ‘valla billa bizim bunlardan haberimiz yok. Kim yaptıysa çıksın açıklasın’ türünden ifadeler samimiyetten uzaktır. Yapacakları tek birşey vardır: Özeleştiri içeren bir açıklama yapmaktır. Genel Kurul kürsüsünden, tüm delegasyon önünde Kayseri’de kimlerle ittifak kurulduğuna dair yapılan ilk açıklama, ÇDM içerisinde yer almış bir delege tarafından yapılmıştır. Şimdi sıra EMO Ankara Şubesi Yönetiminde bulunan tüm ittifak bileşenlerinin benzer özeleştirileri yapmasındadır.

Yaşanan bu dönüşümün EMO’ya ve EMO Ankara Şubesine nasıl sirayet edeceğini, Aralık 2019’da merkezde kurulan ‘paralel Ankara Şube’ çalışmalarını ve bunları bizzat inşa eden EMO 46. Dönem Yönetim Kurulunun çoğunluğunu oluşturan yapının günahlarını tarih elbet yazacaktır. Ben eğer bu yazdıklarımla kitabı aralayabildiysem ne ala.

Sevgiler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.